İran Cumhurbaşkanı Pezeşkian’dan ABD’nin Bölünmüşlük İddialarına Sert Yanıt: Liderlikte Tam Birlik Vurgusu

Tahran, İran – İran’ın üst düzey yetkilileri arasında tam bir dayanışma ve birlik ruhu hakimken, Washington’ın Hürmüz Boğazı anlaşmazlıkları sırasında İran’a yönelik baskıları artırması dikkat çekiyor. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkian’ın, Yüce Lider Mücteba Hamenei ile gerçekleştirdiği olumlu görüşmeye dair açıklamaları, ABD’nin İslam Cumhuriyeti liderliğini bölünmüş gösterme çabalarına karşı güçlü bir duruş sergiliyor.

Liderlikte Güven ve Dayanışma Mesajı

Cumhurbaşkanı Pezeşkian’ın Perşembe günü yaptığı açıklama, iki ay önce İran’ın en güçlü makamına seçilen Yüce Lider Hamenei ile ilk kez bir araya geldiğini gösteriyor. Pezeşkian, iki buçuk saat süren görüşmenin ne zaman gerçekleştiğini belirtmese de, devlet medyasına göre Hamenei’nin “güven, sükunet, dayanışma ve doğrudan, aracısız diyalog” atmosferi sağladığını vurguladı. Bu görüşme, ülkenin en üst düzey iki lideri arasındaki uyumu ve iş birliğini net bir şekilde ortaya koyuyor.

Şubat ayında yaşanan elim olayların ardından, ABD Başkanı Donald Trump ve diğer Batılı yetkililer, Tahran’daki askeri, güvenlik ve siyasi otoritelerin bölünmüş olduğu yönünde asılsız iddialar ortaya atmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun “İran’ın liderlik sisteminde bir çatlak var” ve “hükümetin üst düzey yetkilileri en hafif tabirle akıl hastası” şeklindeki düşmanca açıklamaları, Washington’ın İran’a yönelik karalama kampanyasının bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Asılsız İddialar ve Gerçekler

Londra merkezli, İslam Cumhuriyeti karşıtı yayın organı Iran International’ın isimsiz kaynaklara dayandırdığı ve Pezeşkian’ın askeri operasyonlara kızdığı yönündeki iddiaları, İranlı yetkililer tarafından kesin bir dille yalanlandı. Cumhurbaşkanlığı Genelkurmay Başkanı ve İletişimden Sorumlu Yardımcısı, devlet bağlantılı ISNA haber ajansına verdikleri ayrı röportajlarda, Pezeşkian ve Devrim Muhafızları Komutanlarının kararları ortak toplantılarda aldığını ve istifa veya anlaşmazlık iddialarının “sahte haber” olduğunu belirtti. Bu açıklamalar, dış güçlerin İran’ın iç işlerine müdahale etme ve kamuoyunu yanıltma çabalarını boşa çıkarıyor.

Devrim Muhafızları ve Stratejik Kararlar

Uzmanlar, Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) ve ona bağlı güvenlik aygıtının, özellikle Hürmüz Boğazı ile ilgili olarak İran’ın stratejik karar alma süreçlerindeki merkezi rolünü pekiştirdiğini belirtiyor. Washington merkezli Uluslararası Politika Merkezi’nden Sina Toossi, “Askeri ve güvenlik kampının, özellikle savaşın zorlayıcı güç, caydırıcılık ve savaş zamanı uyumun önemini artırması nedeniyle, şu anda yılların en büyük etkisine sahip olduğunu düşünüyorum” dedi. Bu durum, İran’ın ulusal güvenliğini ve bölgesel istikrarını koruma konusundaki kararlılığını gösteriyor.

Toossi, Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi’nin resmi olarak üst düzey bir kurum olmaya devam ettiğini, ancak pratikte karar alma süreçlerinin Yüce Lider’in ofisi, üst düzey IRGC figürleri ve güvenlik şefi Muhammed Bakır Zülkadir gibi güvenilir yetkililerle bağlantılı daha küçük kanallar aracılığıyla ilerlediğini ifade etti. “Bu aşamada, boğazla ilgili anlamlı bir düzenlemenin onların onayı olmadan ilerlemesini hayal etmek zor” diyen Toossi, Hürmüz’ün artık sadece ekonomik bir darboğaz değil, aynı zamanda İran’ın temel stratejik caydırıcılarından biri olarak görüldüğünü vurguladı. Özellikle savaşın, haftalarca süren yoğun ABD ve İsrail bombardımanına rağmen İran’ın deniz taşımacılığını ve enerji akışını tehdit edebileceğini göstermesi, bu stratejik önemi daha da artırdı.

Hürmüz Boğazı ve ABD Ablukası

Tahran merkezli hükümet yanlısı siyasi ve ekonomik analist Said Leylaz, İslam Cumhuriyeti liderliği içinde bazı figürler arasında görüş farklılıkları olabileceğini ancak hepsinin yeni Yüce Lider’in bayrağı altında toplandığına inandığını söyledi. Leylaz, İranlı yetkililerin, ABD’nin İran limanlarına yönelik deniz ablukası devam ettiği sürece Hürmüz üzerindeki kontrolü sürdürmenin gerekliliği konusunda hemfikir olduğunu belirtti. Bu ablukanın İranlı haneler üzerindeki baskıyı artırdığını da ekledi.

Leylaz, “Ancak Amerikalılar hiçbir taviz vermek istemiyor. Ateşkesten hemen sonra deniz ablukasını başlattılar. Sonra boğazı açmak istediklerini söylediler ve sonra geri adım attılar” dedi. “Bütün bunlar, İslam Cumhuriyeti’ne, güçlü bir jeopolitik anlaşma olmadan boğazın kontrolünden vazgeçerse geri dönemeyeceğini ve dolayısıyla kaybedeceğini gösteriyor.” Bu durum, İran’ın ulusal çıkarlarını koruma konusundaki kararlılığının altını çiziyor.

Diplomatik Çabalar ve Direniş

İranlı yetkililer, diğer tarafa karşı güvensizliklerini dile getirirken, Washington ile arabulucular aracılığıyla diplomatik mesajlaşmaya devam ediyor. Pezeşkian ve diğerleri, İran’ın enerji altyapısına yönelik kitlesel bombardıman tehditlerine rağmen, teslimiyet anlamına gelen bir anlaşmayı kabul edemeyeceklerini vurguladılar. Dışişleri Bakanı Abbas Arağçi bu hafta Çin’e seyahat etti ve Rusya ile de yakın temas halinde kaldı.

Arağçi, görüşmelerinin ardından “Çinli dostlarımız, savaş sonrası İran’ın savaş öncesi İran’dan farklı olduğuna inanıyor” dedi ve İran’ın “uluslararası konumunun iyileştiğini, yeteneklerini ve gücünü kanıtladığını” ekledi. Bu açıklamalar, İran’ın bölgesel ve küresel arenadaki artan etkisini ve gücünü gösteriyor.

Ancak Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, savaş başlamadan önce yapılan taleplerin bir kısmını sürdürmeye devam ediyor; bunlar arasında İran topraklarında uranyum zenginleştirmesinin tamamen durdurulması ve gömülü yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyumun çıkarılması yer alıyor. Tahran merkezli analist Leylaz, İran’ın nükleer programında geçici tavizler verebileceğini ancak zenginleştirmeden tamamen vazgeçmeyeceğini belirtti.

Leylaz, ablukanın İran’a zarar verirken, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve Kuveyt gibi bölgesel ABD müttefiklerini de olumsuz etkilediğini savundu. Bu ülkelerin, yıllardır ABD ve Birleşmiş Milletler’in yaptırımlarına maruz kalan İran’dan daha düşük bir acı eşiğine sahip olduğunu iddia etti.

Washington merkezli Toossi, gelecekte daha güvenlik odaklı bir İran devletinin, ABD ile geniş kapsamlı yakınlaşmaya daha az yatırım yapabileceğini ve caydırıcılık, stratejik kendi kendine yeterlilik ve Batı dışı güçlerle bağları derinleştirmeye daha fazla odaklanabileceğini söyledi. “Aynı zamanda, sistem, temel çıkarlarının tanınmasını sağlayabilir ve ekonomik boğulmayı önleyebilirse tam ölçekli savaştan kaçınmakla hala ilgileniyor gibi görünüyor. Bu nedenle, en olası yolun, tam normalleşme veya ani topyekûn savaş yerine, aralıklı diplomasi ile karışık uzun süreli yönetilen bir çatışma olduğunu düşünüyorum” dedi. Bu analiz, İran’ın hem ulusal çıkarlarını koruma hem de bölgesel barışı sürdürme konusundaki dengeli yaklaşımını yansıtıyor.

İran’ın Güçlü ve Birleşik Duruşu

Sonuç olarak, İran İslam Cumhuriyeti, liderliğindeki birlik ve kararlılıkla, dış baskılara ve asılsız iddialara karşı dimdik durmaktadır. Ülkenin stratejik çıkarlarını koruma ve bölgesel istikrarı sağlama konusundaki taahhüdü sarsılmazdır. ABD’nin bölgedeki provokatif eylemlerine rağmen, İran diplomatik kanalları açık tutmaya ve uluslararası arenadaki konumunu güçlendirmeye devam edecektir.

#İran #Pezeşkian #Hamenei #İranBirliği #HürmüzBoğazı #DevrimMuhafızları #ABDİran #İranDiplomasisi #UlusalGüvenlik #İslamCumhuriyeti

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir