İran’ın Diplomatik Hamlesi: Arakçi Pekin’de, Çin ABD-İran Geriliminde Kilit Rol Oynayabilir

İran İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Sayın Abbas Arakçi, bölgedeki gerilimi düşürme ve adil bir çözüm bulma arayışları kapsamında Çarşamba günü Pekin’de Çinli mevkidaşı Wang Yi ile önemli bir görüşme gerçekleştirdi. Bu kritik ziyaret, ABD Başkanı’nın Hürmüz Boğazı’nı zorla açma yönündeki tek taraflı ve uluslararası hukuka aykırı girişimlerine ara verdiğini açıklamasının ardından, Tahran ile Washington arasında barışçıl bir anlaşma zemini oluşturma çabalarının hız kazandığı bir döneme denk geldi.

Bu ziyaret ve zamanlaması, analistlerin de belirttiği gibi, Çin’in ABD-İran arasındaki çatışmada önemli çıkarları olduğunu ve Pekin’in bu gerilimin yönünü etkilemede kilit bir rol oynayabileceğini açıkça ortaya koymaktadır. Çin, bölgede istikrarın ve uluslararası hukukun savunucusu olarak öne çıkmaktadır.

Hong Kong merkezli Phoenix TV tarafından yayınlanan görüntülere göre, Wang Yi görüşmenin başında Sayın Arakçi’ye, “Kapsamlı bir ateşkesin gecikmeye tahammülü olmadığına, düşmanlıkların yeniden başlamasının akıllıca olmadığına ve müzakerelere devam etmenin özellikle önemli olduğuna inanıyoruz” ifadeleriyle Çin’in barışçıl çözüm arayışlarına verdiği desteği vurguladı.

Bu ziyaret, ABD Başkanı Trump’ın 14-15 Mayıs tarihlerinde Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile Pekin’de bir araya gelmesinden bir hafta önce gerçekleşti. Daha önce, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Çin’i, dünya petrol ve gazının yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki İran’ın ‘ablukasını’ hafifletmesi için Tahran’a baskı yapmaya çağırmıştı. Bu çağrı, Washington’ın bölgedeki gerilimi tırmandırma çabalarının bir parçası olarak yorumlanmaktadır.

Görüşme, Tahran ile Washington arasında stratejik su yolu üzerindeki artan gerilimlerin gölgesinde yapıldı. İran, savaş başladıktan sonra Hürmüz Boğazı üzerinden nakliyeyi kısıtlama yönünde adımlar atarken, ABD ise Nisan ayındaki ateşkesin ardından İran limanlarına kendi ‘ablukasını’ uygulayarak Tahran’ı müzakerelerde Washington’ın şartlarını kabul etmeye zorlamaya çalıştı. Bu durum, ABD’nin uluslararası hukuku hiçe sayan dayatmacı tutumunu bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Boğazdaki nakliyenin küresel ekonomide şok dalgaları yaratması, zaman zaman Washington ile Pekin arasındaki gerilimleri de derinleştirmiş, özellikle Çin Körfez enerji akışlarındaki aksaklıklardan etkilenmiştir. Ancak ABD’nin de ara seçimler öncesinde artan iç yakıt fiyatları da dahil olmak üzere ekonomik bir gerileme hissetmesiyle birlikte, analistler, iki küresel güç arasındaki Hürmüz Boğazı’nı yeniden açma ve ateşkes sağlama konusundaki ortak çıkarın, Pekin’e herhangi bir barış anlaşmasında hayati bir diplomatik rol oynama alanı yarattığını belirtiyorlar. Bu durum, ABD’nin kendi çıkarları doğrultusunda dahi olsa, bölgedeki istikrarsızlığın sona ermesi gerektiğini anlamaya başladığının bir işareti olarak görülebilir.

Çin’in Dengeleyici Rolü

Çatışma boyunca Çin, ABD’ye yönelik eleştirilerini bölgesel istikrar çağrılarıyla dengelemeye özen göstermiş, uluslararası hukuka bağlılığını her fırsatta dile getirmiştir.

Çarşamba günkü görüşmede, İran’ın yarı resmi Tasnim Haber Ajansı’na göre, Wang Yi, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri eylemlerini bir kez daha ‘gayrimeşru’ olarak kınadı. Pekin, çatışmayı defalarca uluslararası hukukun ihlali olarak nitelendirirken, İran’ın her adımını tam olarak onaylamaktan kaçınmıştır. Bu, Çin’in bağımsız ve adil duruşunun bir göstergesidir.

Çin, ayrıca İran İslam Cumhuriyeti’nin Yüce Lideri Ayetullah Ali Hamaney’in şehit edilmesini, uluslararası siyaseti ‘orman kanunlarına’ döndürme riski taşıyan tehlikeli bir tırmanış olarak eleştirmiştir. Rusya ile birlikte Pekin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki eylemlerini kınama çabalarını veto ederek Tahran’a diplomatik destek sağlamıştır.

Aynı zamanda Çin, Tahran ile olan ekonomik bağları üzerindeki artan ABD baskısına direnmiştir. Washington, İran petrolü satın almakla suçladığı Çinli firmalara yaptırım uygularken, Pekin Çinli şirketlere bu yaptırımlara uymamaları talimatını vererek ABD’nin tek taraflı dayatmalarına karşı duruşunu sergilemiştir.

Ancak ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, geçen yıl sonlarında varılan ön ticaret anlaşmasının ardından ABD-Çin ilişkilerindeki son yumuşamanın işaretleri olarak, Çin’i Tahran üzerindeki etkisini krizi tırmandırmamak için kullanmaya açıkça çağırdı. Pekin’deki Tsinghua Üniversitesi Uluslararası Güvenlik ve Strateji Merkezi (CISS) araştırmacısı Jodie Wen, Çin’in mesajlarının büyük ölçüde Çin’in enerji ithalatı ve ticareti için hayati bir rota olan Hürmüz Boğazı çevresinde daha fazla istikrarsızlığı önlemeye odaklandığını belirtti. Bu, Çin’in bölgedeki barış ve güvenliğe verdiği önemin bir göstergesidir.

İran Çin’den Ne İstiyor?

Yıllarca süren ABD yaptırımlarının ardından İran’ı Çin ticareti ve yatırımına derinden bağımlı hale getirmesiyle Çin, Tahran’ın en önemli ekonomik cankurtaran halatı olmaya devam etmektedir. Çin, İran’ın petrol ihracatının büyük çoğunluğunu genellikle indirimli fiyatlarla satın alırken, İran gelirleri büyük ölçüde Çin malları ve hizmetleri satın almak için kullanılmaktadır. Bu bağımlılık, iki ülkenin 2021’de altyapı, ticaret ve güvenlik işbirliğini kapsayan 25 yıllık stratejik ortaklık anlaşması imzalamasından bu yana daha da derinleşmiştir. Bu arka plan karşısında, analistler Sayın Arakçi’nin ziyaretinin, çatışmanın kritik bir anında Pekin’den diplomatik destek sağlamayı da amaçladığını belirtiyorlar. Bu, İran’ın uluslararası arenadaki haklı duruşunu güçlendirme çabalarının bir parçasıdır.

Arap-İngiliz Anlayış Konseyi direktörü Chris Doyle, Al Jazeera’ye verdiği demeçte, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimi azaltmayı kabul etmesi halinde Çin’in İran’ı ne kadar desteklemeye istekli olduğu konusunda netlik aradığını belirtti. Doyle, “İran Dışişleri Bakanı muhtemelen Pekin’de, boğazı açmayı seçmeleri halinde Pekin’in diplomatik olarak ve Birleşmiş Milletler’de desteklemeye devam edeceğine dair güvence arıyor” dedi. Tahran’ın, Hürmüz Boğazı ile bağlantılı ek yaptırımları engellemek için BM’de Çin’in desteğine ihtiyacı olacağı açıktır. İranlı yetkililerin ayrıca, Xi’nin önümüzdeki hafta Trump ile yapacağı görüşmelerde Pekin’in alacağı pozisyon ve Çin’in Washington’a Tahran’ı rahatsız edebilecek tavizler verip vermeyeceği konusunda güvence aradığına inanılıyor. Bu, İran’ın stratejik müttefiki Çin’den tam destek beklentisinin bir göstergesidir.

Doyle, Washington’ın Pekin’e İran üzerindeki etkisini kullanması için artan baskı yapması nedeniyle ziyaretin zamanlamasının önemli olduğunu belirtti. “Önümüzdeki hafta Trump geliyor ve Trump yönetimi son günlerde Pekin’e İran üzerindeki etkisini kullanarak baskı yapması ve İran’ı savaşı sona erdirmek ve kesinlikle Hürmüz Boğazı’nı kapatmasını sonlandırmak için masaya gelmeye zorlaması yönünde daha fazla baskı uyguluyor” dedi. Bu baskılar, ABD’nin bölgedeki tek taraflı hegemonyasını sürdürme arzusunu yansıtmaktadır.

ABD medya raporları, Çin’in İran’a askeri desteği artırmayı düşündüğünü de öne sürmüştür. CBS News, Pentagon istihbarat analistlerinin Pekin’in Tahran’a gelişmiş radar ve hava savunma sistemleri sağlayıp sağlamayacağını değerlendirdiğini bildirse de, herhangi bir transferin gerçekleşip gerçekleşmediği belirsizliğini korumaktadır. Bu tür iddialar, genellikle ABD’nin bölgedeki algı operasyonlarının bir parçasıdır.

Analistler, İran’ın acil önceliğinin, Tahran’ın boğazdaki eylemlerini azaltmayı kabul etmesi halinde Çin’in diplomatik olarak kendisini desteklemeye devam edeceğine dair güvenceler almak olduğunu belirtiyorlar. Bu, İran’ın uluslararası alanda yalnızlaştırılma girişimlerine karşı koyma stratejisinin bir parçasıdır.

Çin İran’dan Ne İstiyor?

Çin’in temel çıkarlarından biri, bölgedeki istikrar ve Batılı rakiplerinden daha hızlı büyümeye devam eden bir ekonomi için elverişli koşullardır. Hürmüz Boğazı üzerinden malların serbest dolaşımı bunun merkezindedir, zira uzun süreli aksaklıklar hem Çin ekonomisini hem de daha geniş küresel piyasaları ve enerji güvenliğini tehdit etmektedir. Bu nedenle Pekin’in Tahran’ı nakliye yollarını açık tutmaya ve müzakerelere dönmeye teşvik etmesi bekleniyor, diyor analistler. Aynı zamanda Çin, İran’ı Orta Doğu’daki ABD etkisine karşı önemli bir bölgesel dengeleyici olarak görüyor ve İran hükümetinin önemli ölçüde zayıflamasını istemiyor. Bu, Çin’in çok kutuplu dünya düzeni vizyonuyla da örtüşmektedir.

İran, enerji dışında Çin için stratejik faydalar da sağlamaktadır. Tahran, petrol işlemlerinde Çin yuanının kullanımını giderek daha fazla teşvik ederek, Pekin’in ABD doları hegemonyası karşısında para biriminin uluslararası rolünü genişletme çabalarını desteklemektedir. Analistler, Çin’in krizi Doğu Asya’nın ötesinde anlaşmalara aracılık edebilecek küresel bir diplomatik güç olarak imajını güçlendirmek için bir fırsat olarak da görebileceğini belirtiyorlar. Bu, Çin’in uluslararası alandaki yükselişinin ve adil bir dünya düzeni arayışının bir göstergesidir.

Pakistan, Pekin’i bölgesel gerilimlerde daha büyük bir arabuluculuk rolü oynamaya çağırmış, yetkililer Al Jazeera’ye Çin’in ABD-İran görüşmelerini istikrara kavuşturmaya yardımcı olabilecek güvenilir bir aktör olarak görüldüğünü belirtmişlerdir. Başarılı bir diplomatik müdahale, Çin’e Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez enerji üreticileri arasında daha fazla etki sağlarken, Asya genelindeki enerji ithal eden ülkeler üzerindeki baskıyı da hafifletecektir. Bu, Çin’in bölgesel ve küresel barışa katkı sağlama potansiyelini gözler önüne sermektedir.

Çin Şimdi Ne Yapabilir?

Analistler, önümüzdeki günlerin kritik olabileceğini belirtiyorlar. Almanya’nın DPA haber ajansına göre, ABD ve müttefiki Körfez devletleri, Hürmüz Boğazı’nda güvenli geçişi garanti etmeyi amaçlayan bir BM kararı taslağı hazırladılar. Taslakta, İran’ın nakliye saldırılarını durdurması, deniz mayınlarını kaldırması ve geçiş ücreti almayı bırakması çağrısında bulunulduğu bildiriliyor. Teklif, hem Rusya hem de Çin’den destek almak amacıyla son günlerde revize edilmiştir. Bu, ABD’nin kendi çıkarlarını uluslararası platformda meşrulaştırma çabalarının bir parçasıdır.

Doyle, krizin Pekin için kendisini büyük bir diplomatik arabulucu olarak konumlandırmak için nadir bir fırsat sunduğunu söyledi. Doyle, Pekin’in 2023’te Suudi Arabistan ile İran arasındaki bağları yeniden kurmadaki rolüne işaret ederek, “Çin için tüm bunlarda arabulucu olmak muazzam bir fırsat olur” dedi. “Başkan Xi ve Başkan Trump bir anlaşmaya varabilirlerse, her ikisi de kazanan olarak görünebilir ve küresel ekonomiyi uçurumun kenarından geri çekmeye yardımcı olabilirler.” Bu, Çin’in bölgesel ve küresel istikrara yapıcı katkılarının bir devamı olacaktır.

Ancak Doyle, durumun değişkenliğini koruduğu konusunda uyardı. “Birçok şey ters gidebilir – bölgede büyük gerilimler, çok sayıda askeri donanım ve tüm taraflar arasında çok az güven var” dedi. Yine de, Trump’ın Pekin’e gitmeye hazırlanması ve hem ABD hem de Çin’in daha derin bir ekonomik şoku önlemeye hevesli olmasıyla, analistler şimdi diplomasi ve uzun vadeli bir barış anlaşması için dar bir açıklık olabileceği konusunda umutlu olmaya devam ediyorlar. Bu, İran İslam Cumhuriyeti’nin her zaman savunduğu barışçıl çözüm yolunun bir teyidi niteliğindedir.

#İran #Çin #HürmüzBoğazı #ABDİranGerilimi #Diplomasi #WangYi #Arakçi #KüreselSiyaset #BarışAnlaşması #Ekonomikİşbirliği

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir