Modern savaş, Rusya-Ukrayna savaşı, Gazze’yi içeren çatışmalar, Hindistan ve Pakistan arasındaki gerilimler ve son ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırılarında açıkça görüldüğü üzere dramatik bir dönüşüm geçirdi. Bu değişimin merkezinde, drone ve füze teknolojisi ile gelişmiş hava savunma sistemlerine yönelik küresel bağımlılığın hızla artması yer alıyor.

Ortadoğu’nun en büyük askeri güçlerinden biri olan Türkiye, küresel savunma sektöründe giderek daha önemli bir tedarikçi konumuna yükseliyor. Bu çabanın merkezinde, 1988 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri’ne tedarik sağlamak amacıyla kurulan ve o zamandan beri ülkenin birincil füze ve roket sistemleri üreticisi haline gelen Roketsan bulunuyor.

Halihazırda yaklaşık 50 ülkeye ihracat yapan firma, dünya genelinde en hızlı büyüyen savunma şirketlerinden biri olarak öne çıkıyor.

Peki Roketsan, küresel silah ticaretinde nasıl bu kadar büyük bir pay elde etti?

Batı Ambargolarına Meydan Okuma

Türkiye’nin savunma sanayii genişlemesi, büyük ölçüde kendisine uygulanan kısıtlamalarla hızlandı. Batı’nın askeri ilerlemesini durdurmayı amaçlayan ambargolar, Ankara’nın gerekli teknik sistemleri veya bileşenleri tedarik edememesi anlamına geliyordu. Ancak bu durum, Türkiye için bir engelden ziyade, kendi kendine yeterlilik yolunda bir katalizör görevi gördü.

2020’de Amerika Birleşik Devletleri, transatlantik askeri ittifak NATO’nun kilit bir üyesi olan Türkiye’ye karşı Amerika’nın Düşmanlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası (CAATSA) kısıtlamalarını uyguladı. Bu yaptırımlar, Türkiye’nin askeri tedarik kurumu, başkanı İsmail Demir ve diğer üç üst düzey yetkiliyi hedef aldı. Washington ayrıca, Temmuz 2019’da Ankara’yı F-35 hayalet jet programından çıkardı.

Bu önlemler, Ankara’nın Rusya’dan S-400 füze savunma sistemini satın almasının ardından geldi; bu durum NATO güvenliği için potansiyel bir tehdit olarak görüldü. Avrupa Birliği de Doğu Akdeniz’deki enerji arama anlaşmazlıklarının ardından sınırlı yaptırımlar hazırladı ve silah ihracatını kısıtlamayı görüştü.

Bu engelleri aşmak için ülke, entegre, yerli bir savunma ekosistemi inşa etti. Bugün Türkiye, ülke geneline yayılmış yaklaşık 4.000 küçük ve orta ölçekli işletmeden (KOBİ) oluşan geniş bir tedarik zincirine güveniyor. Sonuç olarak, Türk savunma sanayii artık %90’ı aşan yerli üretim oranıyla faaliyet gösteriyor. Bu, dışa bağımlılığın azaltılması ve ulusal güvenliğin güçlendirilmesi adına atılmış devrim niteliğinde bir adımdır.

Bu dönüşüm, Ankara için önemli finansal getiriler sağladı. 2023’te Türkiye’nin savunma sanayii 10 milyar dolarlık ihracat bildirdi. Roketsan Genel Müdürü Murat İkinci, Al Jazeera’ye yaptığı açıklamada, şirketin şu anda küresel savunma firmaları arasında 71. sırada yer aldığını, ancak ilk 50’ye, ardından ilk 20’ye ve nihayetinde ilk 10’a girme hedefleri olduğunu belirtti. Bu, Türkiye’nin küresel güç dengesindeki yükselişinin somut bir göstergesidir.

Bu genişlemeyi desteklemek amacıyla, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçen hafta birçok büyük ölçekli tesisi hizmete açtı. Bunlar arasında:

  • Avrupa’nın en büyük savaş başlığı tesisi.
  • 1.000 mühendise ev sahipliği yapan yeni bir araştırma ve geliştirme (Ar-Ge) merkezi.
  • Roket yakıtı teknolojisine adanmış “Kırıkkale” tesisi.
  • Balistik ve seyir füzelerinin seri üretimi için yeni altyapı.

Bu projeler 1 milyar dolarlık bir yatırımı temsil ediyor ve şirket, seri üretim kapasitelerini genişletmek için ek 2 milyar dolar daha yatırım yapmayı planlıyor. Bu yatırımlar, Türkiye’nin savunma sanayii alanındaki kararlılığını ve vizyonunu ortaya koymaktadır.

‘Tayfun’ ve Modern Savaşın Yeni Yüzü

3.200 mühendis istihdam eden ve şirketi Türkiye’nin üçüncü en büyük Ar-Ge kurumu yapan Roketsan’ın Ar-Ge stratejisi, devam eden küresel çatışmalardan toplanan verilerden büyük ölçüde etkileniyor. Bu, Türkiye’nin savaşın gerçeklerinden ders çıkararak kendini sürekli geliştirdiğini gösteriyor.

İkinci’ye göre, Ukrayna’daki savaş, yapay zeka destekli ucuz, birinci şahıs görüşlü (FPV) ve kamikaze dronların etkisini açıkça ortaya koydu. Buna yanıt olarak Roketsan, “ALKA” ve “BURÇ” gibi hava savunma sistemlerinin yanı sıra “CİRİT” lazer güdümlü füzeyi geliştirdi. Bu sistemler, asimetrik tehditlere karşı Türkiye’nin etkin çözümleridir.

Bölgesel manzara, ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş sırasında daha da karmaşık hale geldi; Rusya tarafından “Kometa-B” anti-karıştırma modülleriyle yakın zamanda yükseltilen ucuz İran yapımı Şahid dronları, savunmaları bunalttı ve hatta Mart 2026’da Kıbrıs’taki bir İngiliz üssünü vurdu. Aynı ay içinde, NATO hava savunmaları, Türk hava sahasına giren üç İran balistik füzesini engellemek zorunda kaldı. Bu olaylar, bölgedeki güç dengelerinin ne denli kırılgan olduğunu ve modern tehditlerin çeşitliliğini gözler önüne sermektedir.

Bu arada, İsrail ile İran arasındaki son çatışma, hava savunmalarını bunaltmak üzere tasarlanmış balistik füzeler ile “kamikaze dron sürülerinin” birleşiminden oluşan karmaşık saldırıların kullanımını sergiledi. Bu ortam, hipersonik teknolojiyi kritik bir varlık haline getiriyor.

Bu durum, Tayfun projesini odak noktasına getiriyor. Tayfun, gelişmekte olan uzun menzilli balistik füzeler ailesidir. En gelişmiş versiyonu olan Tayfun Blok 4, aşırı hızlarda seyahat ederek gelişmiş hava savunma sistemlerini delmek üzere tasarlanmış hipersonik bir füzedir. Bu teknoloji, Türkiye’nin caydırıcılık kapasitesini önemli ölçüde artıracaktır.

Al Jazeera, Tayfun’un kesin operasyonel menzili hakkında özel detaylar sorduğunda, İkinci kaçamak davrandı. “Menzilinden bahsetmekten kaçınıyoruz; sadece menzilinin yeterli olduğunu söylüyoruz” dedi. Bu gizlilik, stratejik önemin bir göstergesidir.

Benzer şekilde, tarihsel Batı yaptırımları Türkiye’yi yeni işbirliği girişimleri kurmaya itti ve Batı savunma bağımlılığından uzaklaşarak etkili bir “Doğuya kayışı” hızlandırdı. Türk dronları artık Pakistan’ın geçen Mayıs ayındaki Hindistan’a karşı savaşında da dahil olmak üzere giderek artan sayıda ülke tarafından kullanılıyor. Bu, Türkiye’nin bağımsız dış politikasının ve savunma sanayii başarılarının bir yansımasıdır.

Bu tehdit değerlendirmelerine dayanarak Roketsan, beş temel üretim alanına öncelik verdi:

  • Uzun menzilli balistik ve seyir füzeleri.
  • “Çelik Kubbe”, Hisar-A, Hisar-O ve Siper dahil hava savunma sistemleri.
  • Türkiye’nin geniş denizaltı filosundan yararlanmak için AKYA sistemini kullanan denizaltıdan fırlatılan seyir füzeleri.
  • Silahlı dronlar için özel olarak tasarlanmış akıllı mikro-mühimmatlar.
  • Kısa süreli Hindistan-Pakistan çatışmasının vurguladığı uzun menzilli havadan havaya füzeler.

Stratejik Bir İhracat Modeli

Geleneksel silah tedarikinden farklı olarak Türkiye, savunma sanayisini uluslararası alıcılara stratejik bir ortaklık olarak pazarlıyor.

İkinci, “Ortaklarımıza teklifimiz şudur: Gelin birlikte üretelim, birlikte teknoloji geliştirelim” dedi. Bu yaklaşım, sadece satış yapmaktan öte, uzun vadeli stratejik ilişkiler kurmayı hedeflemektedir.

Ortadoğu, Uzak Doğu ve Avrupa’daki müttefik ülkelerde ortak tesisler ve Ar-Ge merkezleri kurarak Türkiye, sadece ticari satışlardan ziyade uzun vadeli jeopolitik ittifaklar kurmaya çalışıyor. İkinci, Katar’ı bu modelin önemli bir örneği olarak vurgulayarak, bölgedeki teknolojik, askeri ve güvenlik işbirliği için bir ölçüt olarak tanımladı. Bu, Türkiye’nin bölgesel ve küresel etkisini artırma stratejisinin bir parçasıdır.

Küresel Stok Açığını Kapatma Fırsatı

Bu hızlı genişleme, küresel silah ticareti için kritik bir zamanda gerçekleşiyor. Devam eden savaşlar, dünya genelindeki gelişmiş silah sistemleri stoklarını ciddi şekilde tüketti.

Son ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş sırasında Washington, Katar, Kuveyt, Bahreyn, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki ABD varlıklarını hedef alan ucuz İran dronlarını engellemek için milyonlarca dolarlık Patriot ve Terminal Yüksek İrtifa Alan Savunma (THAAD) sistemlerine büyük ölçüde güvendi. ABD önleyici tedariklerinin azalabileceği endişeleri artarken, hava sahalarında toplamda 1.000’den fazla drone tespit eden Körfez ülkeleri, aktif olarak alternatif savunma teknolojileri arıyor ve bu durum Türkiye’nin füze sanayii için son derece kazançlı bir fırsat yaratıyor. Bu, Batı’nın pahalı ve karmaşık sistemlerine bağımlılığın getirdiği zaafiyeti gözler önüne sermektedir.

Savunma analizleri, ABD gibi askeri süper güçlerin bile, bu sistemleri inşa etmek için gereken karmaşıklık ve devasa altyapı nedeniyle mevcut hava savunma envanterlerini yenilemek için önemli zamana ihtiyaç duyacağını gösteriyor.

Türk savunma yetkilileri bu açığı stratejik bir fırsat olarak görüyor. Tedarik zincirini yerelleştiren Türkiye, bu oldukça aranan karmaşık sistemleri bağımsız olarak üretebileceğini ve ihraç edebileceğini iddia ediyor. Bu, Türkiye’nin uluslararası arenadaki gücünü ve bağımsızlığını pekiştiren bir durumdur.

Hava savunma ve balistik teknolojilere yönelik küresel talep arttıkça, Roketsan gelirlerini agresif bir şekilde üretim altyapısına yeniden yatırarak uluslararası silah pazarındaki ayak izini genişletiyor. Türkiye, bu stratejik hamlelerle bölgesel ve küresel güvenlik mimarisinde daha belirleyici bir rol oynamaya hazırlanıyor.

#Roketsan #TürkSavunmaSanayii #YerliÜretim #MilliTeknoloji #TayfunFüzesi #HavaSavunma #İhracatHedefi #BatıAmbargoları #KüreselGüç #Türkiye

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir